 |
SENDİKAL : : DSD TÜRKİYE MECLİSİ TOPLANTISI SONUÇ METNİ... |
Ekleyen eiao. tarih 2008/6/28 20:52:33 (Okunma 68)
DSD TÜRKİYE MECLİSİ TOPLANTISI SONUÇ METNİ... DSD Türkiye Meclisi 7-8 Haziran 2008 tarihinde 70 DSD’ linin katılımıyla Ankara’da toplanarak belirlediği gündemlerini tartışmıştır. Toplantıda yürütülen tartışmalar sonucunda aşağıdaki sonuçlar üretilmiştir.
Siyasal Durum Değerlendirmesi
2008 yılının ilk yarısı AKP’nin hükümet ettiği dönemde balayı yaşamasına neden olan temel saiklerin hızla zayıfladığı bir dönem olarak yaşandı. Küresel kapitalizmin 2001 sonrası girdiği büyüme evresi, özellikle ABD ekonomisinin durağanlığa girmesiyle son buldu. İçine girdiğimiz ekonominin daralma evresi 2001’deki benzerinden farklı olarak dönemsel bir toparlanma hareketinden ziyade seksenli yılların ortalarından itibaren yaşanan, yeni liberal dönüşümler yoluyla piyasa ilişkilerinin tüm kamusallıklara sızması hamlesine dayalı genel siyasetin meşruluğunun tükendiğinin emarelerini taşımaktadır. Bu durumda küresel çapta sadece bir iktisadi kriz değil, siyasi ve sosyal bir dalgalanma yaşanacağı söylenebilir. Bu dalgalanmadan emek muhalefetinin canlı, direngen, bağımsız ve bütünlüklü bir faaliyet yürütemediği her yerde emekçiler ve tüm ezilenler aleyhine sonuçlar çıkma olasılığı yüksektir.
Ekonomik daralma evreleri hesap ödeme dönemleridir. Özellikle spekülatif sermaye hareketlerine, sermaye piyasalarının liberalizasyonu ve dışa bağlanması yoluyla bütünüyle açık hale getirilmiş çevre ekonomilerinin, bu arada Türkiye’nin, bu gelişmelerden ağır etkileneceği açıktır. Geçmiş dönemde semiren sermaye sınıfı, bugün hesabı emekçilere ödetmeye yönelik yasal-kurumsal düzenlemeler için bastırmakta, sanki yeni liberal dönüşüm dönemi bitmemiş gibi kamunun elde kalan son kırıntılarının da tasfiyesi ve emek piyasasının esnekleşmesi için hükümete dayatmaya çalışmaktadır. AKP hükümeti, dünyanın diğer yerlerindeki benzeri yeni muhafazakar hükümetler gibi bu dönemde meşruluğunun aşınması sorunuyla karşı karşıyadır. Kimi sosyal sorunlara sadece vurgu yapan dilini bile bütünüyle terk eden AKP’ nin girdiği yönelim tam bir emek ve emekçi düşmanlığıdır. Geniş yığınlara karşı aldığı bu tutuma ülkedeki laiklik anlayışının ve devlet bürokrasisinin özgünlükleri eklenince bu aşınma süreci daha krizli bir hal izleyebilir. Yeni muhafazakar hükümetler tüm dünyada yeni liberal dönüşümleri desteklerken, dinsel değerleri de toplumda yaygınlaştırdılar. Bu muhafazakarlaştırma siyaseti, yeni liberal dönüşümleri gerçekleştirme-meşrulaştırma politikasının bir parçasıdır. Neo-liberal dönüşüm yurttaşların sadece yurttaş olmaktan kaynaklanan kimi hakları olduğu anlayışının ortadan kaldırılmasını gerektirir. Bu yüzden temel örneğini batı demokrasilerinde gördüğümüz sınıf uzlaşmaları emekçiler aleyhine seksenlerden itibaren bozulmaya başlamıştır. Emekçilerin demokrasi mücadelesi, çalışan sınıfların seçkinler tarafından temsilini ve kamu gücünün hakim sınıfların yerleşik otoritesini tehdit etmeyecek biçimde sınırlandırılmasını öngören temsili demokrasi anlayışına karşı mücadele etmesini içermekteydi. Bu mücadelenin sonucunda oluşan sınıf uzlaşması demokrasi sözcüğünün tarihsel kökeniyle de uyumlu olarak emekçilerin karar alma süreçlerine katılımını ve yurttaş olmaktan kaynaklanan kimi temel sosyal haklara sahip olduklarını tanıyan bir anlayışa dayanmaktaydı. Neo-liberal dönüşüm, demokrasi kavramını tarihsel kökenlerinden kopartarak bütünüyle soysuzlaştırmış ve liberal temsili demokrasinin sınırları içine hapsetmiştir. Bu durum ancak geleneksel, özellikle dinsel tevekkül anlayışının ve kastlaşmış bir toplum öngörüsüne dayalı hayırseverliğin yeni biçimlerle emekçiler arasında yaygınlaştırılmasıyla mümkün olurdu. Tutucu, muhafazakar ve dinci partilerin dünyanın her yerinde sermaye sınıfının yeni liberal dönüşüm politikasının mükemmel araçları olmasının nedeni budur. AKP de bu durumun ülkemizdeki örneğidir.
AKP’nin yaratmak istediği sadaka ve tevekkül toplumu emekçileri ve tüm ezilenleri uysallaştırmayı hedeflemektedir. Gerici kadrolaşmayla bu dönüşümün taşıyıcısı olacak kamu görevlileri yaratılmaya çalışılmaktadır. Böylesi bir toplum eğitim, sağlık ve sosyal güvenlik hakkı talep etmeyip bunların ortadan kaldırılmasına sessiz kalacak, Deniz Feneri benzeri derneklerin ve belediyelerin iaşelerine talim edecektir. Tuzla tersanelerinin kamuoyunun en çok bildiği örneği olduğu, sömürünün can alma seviyesine kadar yükseldiği işletmelerde sessiz sedasız ulusal gelire ve işletmecilerin karına kanıyla katkı yapacak ya da AKP’li Yörsan işvereninin istediği gibi patronun hayırseverliğine talim edecek, haklarını savunmak-geliştirmek için örgütlü kolektif bir mücadeleye girmeyecektir.
Küresel kriz, emekçilerin 1 Mayıs örneğindeki kararlılığı ve devlet bürokrasisinin hukuku zorlayan müdahaleleriyle AKP zorlu bir dönemdedir. Emek muhalefetinin esas görevi, şimdi AKP’nin taşıyıcısı olduğu, yarın bir başka aktörün girişimiyle oluşacak bir partinin sürdürmek isteyeceği yeni muhafazakar toplum projesini ortadan kaldırmaktır. Projenin aktörü tali bir hedef olmalı, esas hedef projenin kendisi ve onu küresel olarak mümkün kılan emperyalist düzendir. Emek muhalefeti, SSGSS’ye karşı mücadelede döneme denk düşen doğru mücadele hattının gerekli ipuçlarını vermiş olsa da, bugün emek muhalefetini yönlendirmek adına ortada olan siyasal projelerin hiçbiri doğru hedefe yönelmiş ve sağlıklı bir ortaklaşmayı içeren bir politik hat önermemektedir.
Bugün emek muhalefeti ifade edilen toplum projesine karşı ezilenlerin ve emekçilerin yaşadıkları ve çalıştıkları yerlerde, onlarla birebir ilişkiler içinde olarak onları bu tevekkül ve sadaka zihniyetine karşı muktedir kılacak zeminleri onlarla birlikte kurmaya uğraşacak, yani halk iktidarı hedefli devrimci siyasetin bildiğimiz parametreleriyle mücadele edecek bir siyasi yönlendirmeye ihtiyaç duymaktadır. Buna rağmen yaygınca dillendirilen yaklaşımlar, emek muhalefetinin temsil ilişkilerinde daha çok yer almaya yönelik mücadelelere payanda olacak şekilde dizayn etmeye çalışmaktadır. Bu eğilim projenin kendisine karşı bir hegemonya mücadelesini değil, projenin aktörüyle cebelleşme tutumuna işaret eder. Sol güçleri yukarıda yan yana dizmekle yetinen, bunu ileri bir adım sayan her projenin hatası buradadır. Emek muhalefetinin, özellikle kamu emekçileri mücadelesinin de önemli bir bileşeni olan Kürt hareketinin Irak coğrafyasında gelişen yeni dengeler nedeniyle yeni bir aşamaya geçtiği ve emek muhalefetine bu yönelimin yansımalarının da olduğundan söz edilebilir.
Güncel siyasete dair sözünü ve eylemini örgütleyen, geleceğe ilişkin yaklaşımlarını toplumla cesurca paylaşmaktan çekinmeyen devrimci bir hat bugünün en temel ihtiyacıdır. Toplumsal bağlarını işçi, kamu çalışanı, çiftçi, işsiz, kadın ve gençlik alanlarında yeniden inşa etmeyi hedefleyen bir sol çıkışın yerine üstten kurulacak ilişkilerle toplumda karşılık yaratmaya çalışan girişimlerin bugünün ihtiyacına karşılık vermesi oldukça tartışmalıdır. Neo-liberalizme, gericiliğe karşı mücadele ile ülkede yaşanan temel meselelerden Kürt sorununun demokratik barışçıl çözümüne ilişkin doğru tutumun geliştirilmesi bugünün en önemli görevidir.
Sendika Genel Kurullar Süreci
Kamu emekçileri sendikal mücadelesinin örgütsel olarak daraldığı bir dönemde DSD olarak; sendikaların yaşadığı gerilemenin aşılabilmesi için, genel kurullarda emek eksenli bir program dahilinde ana dinamiklerin yan yana gelerek bir duruş oluşturması gerektiğini savunmuştuk. Ülkedeki demokrasi mücadelesinin gerekleri ve emek hareketinin yeniden yapılanma ihtiyaçları sendika genel kurullarında ve KESK’te her zamankinden daha fazla sorumlu bir tutumu dayatmaktaydı. Buna karşın kongreler, sendikal sorunların tartışıldığı ve alternatif politikaların tartışılarak önümüzdeki dönemde yürütülecek mücadele ve çalışma görevlerinin ortaya çıkarıldığı bir süreçte geçmemiştir. Kongrelere koltukların paylaşılması, seçim yaklaşımı damgasını vurmuştur. Kongre ittifaklaşmaları nedeniyle yönetim organlarının belirlenmesinde ise, ana dinamiklerin temsiliyeti yetersiz kalmıştır. DSD içinde yaşanan sorunların, kongreler sürecinde tüm sendikal ilişkileri etkilediğini öncelikle belirtmeliyiz.
Haziranın son haftasında KESK genel kurulunun yapılmasıyla tamamlanacak olan kongreler süreci; Haber-Sen genel kurulunda ilk ipuçları görülen ESM, Tüm Bel Sen ve SES genel kurullarında devam eden ve Eğitim Sen genel kurulunda tüm ayrıntılarıyla açığa çıkan bir kurguyla DSD’yi daraltma ve hatta tasfiye etme amacı güden bir çabayla gerçekleştirilmiştir. Eğitim Sen kongresinde seçilen delegasyonun KESK’i de belirlemesi nedeniyle siyasal olarak ana dinamikler üzerinden kurulan sendikal mutabakat geleneği bu süreçte görmezden gelinmiştir. DSD olarak bu mutabakatın devam etmesi için gösterdiğimiz sorumlu tutum yeterli olamamıştır. Özellikle Eğitim Sen genel kurulunda, DSD ilişkilerinde ana gövdeyi ve siyasi referansı temsil etmeyen, üstlendikleri sorumluluklara uygun davranmayarak DSD ilişkilerinde tahribata yol açan hiziple Demokratik Emek Hareketinin kurduğu ittifak önemli bir kırılma noktasını oluşturmaktadır. Bu konudaki hassasiyetler bilinmesine rağmen Demokratik Emek Hareketinin takındığı kongre siyasetinin DSD karşıtı bir tutum olduğu görülmektedir. DSD bu yaklaşımı tarihe not etmiştir. Bu tavır örgütün gerçekliğini görmezden gelen, yaratılan örgütsel değerleri yok sayan sorumsuz, pragmatist, ilkesiz bir yaklaşımdır. Bu yönelimin, genelde emek hareketine özelde de sahiplenen aktörlerine hiçbir fayda getirmeyeceği önümüzdeki dönemde görülecektir.
Devletten ve sermayeden bağımsız, emekçilerin örgütlü özgücüne dayalı fiili, meşru mücadelesini benimseyen ve sınıf-kitle sendikacılığı anlayışına sahip çıkan sendikal siyasal hattı temsil eden DSD için bu dönemde daraltma, zayıflatma hesapları yapılması bir garabettir. Bu tercihin, kamu emekçileri mücadelesinin geçen dönemdeki, ana dinamikler üzerinden temsil anlayışına uymayan sorumsuz bir tutum olduğu görülmektedir. DSD örgütsel ihtiyaçlara uygun düşmeyen bu hatalı tutumun yaratacağı tahribata karşı da örgütlülüğü ve mücadeleyi yükseltme sorumluluğunu göstermekten vazgeçmeyecektir. DSD’ yi kamu emekçileri mücadelesinde zayıflatma niyetleri olanların hesabı hüsranla son bulacaktır.
Bu sürecin devamı olarak KESK Kongresine gidilirken tüm dinamiklerin sendikalarda yaşanan eksiklikleri tekrarlamamaya özen göstermesi önemlidir. KESK kongresi kuşkusuz emek muhalefeti içinde önemli bir yer tutmaktadır. Emek hareketinin geliştirilip-büyütülmesi için olumlu çabalar içinde olan her kesimle DSD yan yana gelmeye devam edecektir. KESK kongresinde yaşanan sendikal sorunlara yeni açılımlar oluşturmak, emek hareketinin ihtiyaç duyduğu politikaları üretmek, bütünlüğü ve taban temsiliyetini inşa eden sonuçları herkesin önemsemesi gerekmektedir.
Önümüzdeki Süreç, DSD İlişkileri ve Görevlerimiz
Dünya ekonomisi çalkantılı bir döneme girmektedir. Bu dönemde Türkiye’nin en fazla sarsılacak ülkelerden biri olacağı açıktır. Bu kriz ortamından sermayenin hesabı emekçilere keserek çıkmak isteyeceğini biliyoruz. AKP hükümeti bu yönde yasal kurumsal düzenlemeler gerçekleştirmeye şimdiden başlamıştır. Bu girişimler karşısında Türkiye emek hareketinin tepkisiz kalmayacağına dair ipuçları da gözükmektedir. Sendikal mücadelenin sert olacağı bir döneme girmekteyiz. Ne yazık ki bu döneme özellikle kamu çalışanları hareketi zaaflı bir önderlik yapısıyla girmektedir. Bu durumda yerellerdeki DSD militanlarına daha fazla sorumluluk düşmektedir. Emek muhalefeti ne zaman sertleşse onun saflarını bölmek üzere harekete geçen milliyetçi eğilimler karşısında Türkiyeli emekçilerin birliğini ve sınıf kardeşliğini tavizsiz savunmak en başta DSD’ lilerin görevidir.
AKP hükümetini karşısına alan bir sendikal mücadele her şeyden önce AKP hükümetinin kurmak istediği düzenin temel taşlarıyla hesaplaşmalıdır; yeni liberal dönüşüme tavizsiz bir biçimde karşı çıkmalı ama bunu yaparken anti kapitalist doğrultuyu kaybetmemeli, eski tip Keynesçi çözümlere ya da sağ popülizme göz kırpmamalıdır. Emekçi yurttaşların dilencileştirilmesine dayalı örgütlü hayırseverlik faaliyetleriyle, sadaka toplumunu benimseme onursuzluğunun meşruluğunu sağlayan muhafazakar dinsel değerlerle, bu değerlerin taşıyıcısı olan kimselerin kamu otoritesini temsil eder hale gelmesine yol açan gerici kadrolaşmayla mücadele etmek ancak yeni bir kamusallık ve devrimci dayanışma fikir ve pratiğinin emekçi mahalleleri ve iş yerlerimizde yaratılmasıyla mümkündür. DSD’ liler bulundukları her ortamda, sendikalarında bu tür kurucu faaliyetlerin odağı olmalıdır. Öncelikle kamu emekçilerinin, eğitimcilerin, sağlıkçıların, yerel hizmet emekçilerinin ve benzerlerinin örgütlendiği sendikalar olarak, yeni bir kamusallık fikrinin ve bu fikir doğrultusunda yaratılacak devrimci dayanışma faaliyetlerinin nüvelerini yaratma sorumluluğunu taşımalıyız. Böylesi bir sendikal faaliyet kuşkusuz 657’ye sıkışmayan bir politik hat gerektirmektedir. Neo-liberal dönüşümün mağduru olan kamu emekçileri sınırlı süreli sözleşmelerle çalışmakta ya da taşeronlara devredilmiş hizmetleri özel iş akitleriyle sağlamaktadır. Bunun da ötesinde kamu hizmetlerinin piyasa zihniyetine teslim edilmesi genel anlamda ücretli çalışanları mağdur etmektedir. Tüm bunlarla devletin gayrı meşru yasal sınırlarını içselleştirmiş sendikal hatlar etkin bir biçimde mücadele edemezler. Ortak örgütlenme fikrini kuvveden fiile çıkartarak oluşturacağımız yerel örnekler üzerinden kamu emekçileri hareketini bu yönde bir kavgaya yönlendirmeliyiz.
Bu zorlu ve kamu emekçileri hareketinin militanlarından ağır fedakarlıklar isteyeceği belli olan döneme girilirken kendi içinde bir özeleştiri ve arınma süreci yaşayan Devrimci Sendikal Dayanışma’ nın, tarif ettiğimiz gerekler doğrultusunda devrimci ilişkiler yaratmaya bilinçli bir biçimde ayak direyen, mücadele ve büyük bir özveri ile biriktirilen değerlerimizi yıpratan hiziple hiçbir bağı kalmamıştır. Tarihsel geleneğine yakışan bir mücadele hattını ortaya koymak için örgütsel, pratik politik ve ideolojik tahkimatını güçlendirmeye yönelen grubumuz, yönetimlerde olsun ya da olmasın kamu emekçileri hareketinin ana gövdesini oluşturduğu bilinciyle hareket edecektir. Emek ve demokrasi mücadelesinin güncel ihtiyaçları DSD’ lileri mücadelenin militan neferleri olmaya çağırmaktadır.
DSD’ liler önümüzdeki KESK kongresine de bu bilinç ve sorumlulukla yaklaşmaktadır. Tüm arkadaşlarımız Devrimci Sendikal Dayanışma fikriyatının örgütlenmesi için üzerlerine düşen görevleri tarihsel sorumluluklarına uygun biçimde yerine getirecektir.
DSD Türkiye Yürütmesi |
|
|
 |
İlgili Linkler |
|
|