KATKI PAYI SKANDALI!

'Örgütlü veli, katkı payını engeller'
Tüm Öğrenci Velileri Dayanışma Derneği'nin (ÖV-DER) kurucularından olan ve 10 yıldır derneğin genel başkanlığı görevini yürüten Enver Önder Ankara'da düzenlenen "Gericiliğe ve Piyasacılığa Karşı Nasıl Bir Eğitim İstiyoruz?" sempozyumunda bir tebliğ sundu. Kendisiyle, eğitimin sorunlarına bir de velilerin gözünden bakmak istedik. Önder, eğitimde piyasalaşmadan gericileşmeye yaşanan sorunları anlatırken, velileri örgütlü bir güç olmaya çağırdı ve velilerin örgütlü olması halinde ne okullarda öğrencilerden para toplanabileceğini ne de onlara baskı uygulanabileceğini vurguladı.
soL: Son günlerin en önemli gündemlerinden biri kriz. İsterseniz önce buradan başlayalım. Bu kriz eğitime ve velilere nasıl yansıyacak?
Enver Önder: Bana göre Türkiye'de şu anda yaşadığımız krizi, bu krizi dillendirilmeden önce AKP eğitim alanında yaratmıştı zaten. Eğitimi serbest piyasaya terkederek, okulları adım adım paralılaştırarak, okulların içeriğini gericileştirerek Türkiye'de eğitim krizini bu ekonomik krizden önce başlatmışlardı. Günümüzde bunu öyle bir pervasızlık noktasına getirdiler ki İstanbul Milli Eğitim Müdürü, genelge yayınlayabiliyor, "Bundan böyle doğalgaz paraları veliler tarafından ödenecek" diye. Bu çok cesurca, saygısızca, yasa tanımaz bir tavırdır. Anayasanın 42. maddesi, "ilköğretim devlet okullarında parasız ve zorunludur" diyor. Diğer yasal düzenlemeler sosyal devletin eğitimi birinci derecedeki üç görevi arasına koyuyor. Buna rağmen eğitimi parası olan alır, olmayan alamaz gibi bir noktaya geitrdiler. Şimdi kriz döneminde, bu insanlarımıza daha çok yansıyacaktır. Çünkü insanlar çocuklarına ekmek getirmekte, ulaştırmakta güçlük çekerken, bir de okulda, toplantıda da dile getirildi, bir öğretim yılında 40 kalemde para talep ediyorlar çocuklardan.
soL: Hatta 60 olduğu söylendi evet.
E.Ö: Şimdi okullarda 60 hafta eğitim-öğretim sürmüyor. Demek ki bir haftada birkaç kalemde para isteniyor çocuklarımızdan. İnsanlarımız asgari ücretin insanca yaşamaya elvermediği bir dönemde çocuklarının günlük yaşamlarını sürdürmekte sıkıntı çekerken, bir haftada birkaç kalemde para istemek sonuç itibariyle eğitimi, vahşi kapitalizmin kucağına atmak demektir. Bu iş öğrenci velilerinin ödeme gücünü aşan bir olgu olmakla kalmıyor, çocuklarımızı da okullarda şamar oğlanına dönüştürüyor. Çocuklar sürekli okulla veliler arasında kalıyor. Okuldan baskı yapılıyor çocuğa para getireceksiniz diye, arkadaşları arasında onuru inciniyor, gururu kırılıyor. Eve geliyor çocuk, ailesi kendisini azarlıyor. Her gün para her gün para darphanemiz mi var bizim diye.
soL: Öğrenciler bu durumdan çok etkileniyor gerçekten.
E.Ö: Şimdi devlet suçludur, çünkü yasal kuralları, sosyal devlet ilkelerini yerine getirip okulunu yapmıyor, okulunu donatmıyor, giderlerini karşılamıyor. Veli suçludur, hakkını nerede arayacağını tayin edemediği kendi kalıbı içersinde kaldığı için. En suçsuz en masum olan ise körpecik çocuklarımızdır ve onlara ödetiliyor bu. Böylelikle kişilikleri çarpıtılıyor, özgüvenleri sarsılıyor. Kendilerini ifade etme şansları ortadan kaldırılıyor. Bu nedenle bu kriz ve kriz öncesi, Milli Eğitim Bakanlığı'nın okullarda yarattığı çok yönlü kriz, eğitimi, gerçekten içler acısı duruma getirdi. Bu nedenle biz veliler olarak buna sahip çıkma zorunluluğunu duyuyoruz, çocuklarımıza sahip çıkmak, geleceğimize sahip çıkmak zorunluluğu bu. Bu sıradan bir koruma duygusu değildir. Çocuğumuzu gözümüzden esirgeriz, onun için yok yoktur, herşeyimizi onlar için seferber ederiz ama, eğitim konusunda çocuklarımıza sahip çıkmazsak bugünümüzü çarpıttığımız gibi, yarınımızı da çarpıtırız. Biz böyle bir kaygı içerisindeyiz. Veliler olarak bu duyarlıkla olaya sahip çıkmaya çalışıyoruz.
Okullardaki kriz, ekonomik krizden daha çok yönlüdür desem abartı yapmış olmam. Çünkü ekonomik kriz aynen okullarımıza yansıdığı gibi toplumdaki uyumsuzluk, özgüvensizlik, kişi saygınlığının sarsılması, giderek okullarda şiddete başvurulmasını da artırdı. Bir kere şiddet çağımızda kabul edilmeyecek birşey değil ama okulda yapılıyor, çocuğumuza uygulanıyor.
soL: Sizce başka ne gibi sorunlar öne çıkıyor eğitim alanında?
E.Ö: Eğitimin içeriğinde de çarpıtmalar var. Bir zorunlu din dersi vardır, her dinden her mezhepten insana bunu uygulamalı olarak yaptırıyorlar. Oysa bu 12 Eylül generallerinin bile mantığını aşan bir uygulamadır. 12 Eylül generalleri, Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi adı altında kültürel olarak anlatılması amacıyla koydular. Bugün gelinen noktada sadece bir mezhebe uygun olmak üzere hem de uygulamalı bir biçimde yapılmakta. Dolaysıyla bu toplumda azınlıkların çocukları ayrıca bunun baskısı altındalar. Piyasalaşma ve gericilik el ele çocuklarımızın kişiliklerini çarpıtıyor. Çocuklarımızı eziyor, eğitimi eğitim olmaktan çıkarıp usanç haline geitiriyor. Bugün sıradan bir gözlemle bu görülebilir, bu işlerde uzman olmaya gerek yok. Sabahleyin çocuklarımızın okuluna gidişine bir bakalım, bir de akşam okul tatil olduğundaki dönüşlerine bakalım. Okula giderken çocuk bir adım iki adım ileri atarak mehter takımı gibi yürüyor. Akşam okul tatil zili çaldığı zaman sokağa kendini adeta kurşun gibi atıyor. Çünkü orası eğitim yuvası değil, orası şefkat yuvası değil, orası çocuklarımıza birşeyler öğretmenin tadını veren bir kurum olmaktan çıkmış, adeta adı konmamış hapishane konumundadır. Bu nedenle biz okullardaki krizin çok boyutlu olduğunu düşünüyoruz, veli örgütlülüğü olarak gerek Eğitim-Sen'le, gerekse de demokrasiden yana, toplumun geleceğinden sorumluluk duyan siyasi partilerle dayanışma içerisinde bu sorunların üstesinden gelinmesi gerektiğine inanıyoruz.
soL: Bu sempozyuma da katıldınız velilerin sesi olarak. Sempozyumla ilgili de düşüncelerinizi öğrenebilir miyiz?
E.Ö: Bu sempozyum çok olumlu bir çalışma, toplumun her kesimine hitap edebilecek çünkü, eğitim toplumun tümünü ilgilendiren bir sorun. Bu sempozyum çok isabetli bir biçimde bir konuyu ele aldı, "Gericilik ve Piyasacılık Karşısında Nasıl Bir Eğitim İstiyoruz" diyerek, bunu ortaya koyarak, bizleri aydınlatıyor. Ben bir veli olarak buradan aydınlanıyorum. Burdan esinleniyorum, aynı zamanda katılmış olmanın, birlikte bir takım eksiklikleri saptamanın, ne yapmamız gerektiği noktasında birbirimizi bilgilendirmemizin büyük önemi olduğunu düşünüyorum. Bu nedenler bu sempozyumda olmaktanda büyük tat alıyorum. Böyle böyle bir araya geleceğiz, örgütleneceğiz, bir güç haline geleceğiz. Yoksa her birimiz kendi köşemizde yakınmakla bu işin üstesinden gelemeyiz.
soL: Son söz olarak velilere ne söylemek istersiniz?
E.Ö: Demek isterim ki, her veli her ana baba, çocuğunu çok kutsal bir varlık olarak görüyor. Bundan kuşku duymuyorum. Ama kediler de yavrularını kutsal bir varlık olarak görüyorlar. Ben mahallemde kediler üzerinde bir gözlem yaptım. Bir kedi yavrusunun kendi başına atlayamayacağı bir duvarın üzerine onu ağzına alarak tırmanabiliyor. Demek o yavruyu koruma duygusu kediyi olduğundan kemikleştiriyor. Biz artık şu kedi anne-babalıktan vazgeçmeliyiz. Örgütlü yurttaşlık bilincine sahip, çocuklarımıza toplumsal planda da sahip çıkan insanlar olmalıyız. Kedi annelik babalık sorun değil, kediler de bunu yapıyor. Ben yurttaş ana-baba olmak istiyorum, örgütlü ana-baba, veli olmak istiyorum. Örgütlü bir güç olduğumuz takdirde çocuklarımızdan okulda ne para isteyebilirler, ne de onlara baskı ve şiddet uygulayabilirler. Ama çocuklarımız bir anlamda sahipsizdir. Bugün medrese düşüncesinden çok ileri gitmiş olduğumuzu sanmıyorum. Medresede çocuklar eti senin kemiği benim diye teslim edilirdi, bugünde farklı bir yaklaşım içerisinde değiliz. Aslında evimizde kendi özelimizde çocuklarımızı çok kutsuyoruz koruyoruz ama, okula gönderdiğimiz zaman o okulun önünden bile geçmekten korkuyoruz. Çünkü selam verirsek borçlu çıkacağımız korkusunu yaşıyoruz. Birey birey hareket ettiğimiz zaman bu korkuyu aşamayız. Örgütlü olduğumuz takdirde, o okul bizi de saygıyla karşılamak zorundadır, o okul üzerinde bizim de yaptırım gücümüz olur. Çocuklarımıza sahip çıkışımızı da elle tutulur gözle görülür, örgütlü bir dinamizme kavuşturmuş oluruz. Bu nedenle değerli velileri örgütlülüğe davet ediyorum.
soL: Çok teşekkür ederiz.
SOL