Gelin, kesmeyin!...

"Dilimizde "kurbanlık koyun olmak" veya acınacak durumda olmayı, önlenemeyecek bir âkıbeti çaresiz beklemeyi dile getiren deyişler vardır. Peki, biz hiç birimiz öyle acınacak, o denli çaresiz kalmak, cinayete kurban gitmek istemiyoruz da, zavallı koyunları, danaları, keçileri niçin bile bile, isteye isteye o duruma düşürüyoruz?.. Bilerek, isteyerek... taammüden hayvan katili Oluyoruz!.." "...Bugün, kurban kesmek yerine aynı harcamayı işe yaratmak için, Pakistan depremzedelerine yardım olanağı vardır...
" [ Sesonline yazarı Yalçın YUSUFOĞLU'nun "Bir ‘iyilik’ yapın ve kesmeyin..." yazısına erişmek için Haberin devamı yazısını tıklayınız...]
Geçen yıl Kurban Bayramı vesilesiyle yazdığım yazıya Tevfik Fikret’in yazdığı; “Din şehîd ister, âsuman kurban / Her zaman, her yerde kan, kan, kan!.." dizeleriyle başlamış ve "bayram" ile "kurban" sözcüklerinin yan yana gelmesindeki aykırılığa parmak basarak, en eski, en iptidai toplumlardan (tâ, Paleolitik Çağ’dan) kalma kurban geleneğinin bugün yaşıyor olmasındaki ilkelliğe değinmiştim…
Aradan bir yıl geçti, İslam takvimine göre bu yılın Zilhicce ayı tekrar geldi ve tekrar ‘hayır yapmak’, iyilikte bulunmak, İslami inanış uyarınca sevaba girmek adına hayvan katliamı yapılacak. İslam dini kurban kesmeyi farz kılmadığı, bir sünni mezhep sadece vacip, diğerleri ise sünnet diye gördükleri halde, aynı kıyımı âsuman (gökler göğü) adına bir kez daha yazgı gibi yaşayacağız.
Dünya, sadece insan haklarına değil, hayvan haklarına da saygı göstermek gerektiğini benimseme noktasına gelmişken, kurban bayramı gibi bir katliamı el birliğiyle yapmak, oldukça utanç verici bir durumdur. Çünkü, kurban bayramlarında "koyun/hayvan katliamı" mezbahalardan çıkar ve hem kesenler hem de kesilenler bakımından (her mahalleye, her köye, hatta nerdeyse her apartman bahçesine yayılarak) kitlesel bir hal alır. Kurban kesecek her aile hayvan canisi olur. Allahu ekber nidalarıyla zavallı hayvanın boğazı kesilir, şah damarından oluk oluk kan akar, ikişer ikişer bağlı ayakları tepine tepine, vücudu titreye titreye hayvancık can çekişir. Sonra bacaklarından asılarak derisi yüzülür. O da yetmez, kasap koca satırıyla etleri hâlâ titreşmekte olan hayvanı iri parçalara ayırarak leğenlere doldurur. Ve bütün bu sahneler konu komşunun, ama en önemlisi çocukların seyirlik eğlencesi olur.
Oysa, hayvanların haklarını ve en başta hayatlarını korumak yerine, onları öldürmeyi -adeta aile meclisi kararıymış gibi- topluca tercih etmek, geride bırakılması gereken bir vahşeti 1400 yıl sonrasına, bugüne taşımak demektir.
Dilimizde "kurbanlık koyun olmak" veya "kurbanlık koyun gibi bakmak" acınacak durumda olmayı, önlenemeyecek bir âkıbeti çaresiz beklemeyi dile getiren deyişler vardır. Peki, biz hiç birimiz öyle acınacak, o denli çaresiz kalmak, cinayete kurban gitmek istemiyoruz da, zavallı koyunları, danaları, keçileri niçin bile bile, isteye isteye o duruma düşürüyoruz?.. Bilerek, isteyerek... taammüden hayvan katili oluyoruz!..
UlusalOkul.Com'dan dinsel öğreti bilgisi: Kurban ekonomik durumu iyi olan müslümanların üzerine vaciptir. Vacip kavramını iyi bilmek gerekir. Müslümanların bir bölümü bu ibadeti yerine getirdiğinde diğerlerinin üzerinden bu yükümlülük kalkar. Ancak iyi bilinmesi gereken konu kurban ibadetinin hacca giden müslümanların üzerine vacip olmasıdır. Hacca giden varlıklı müslümanların fakir hacıları doyurması amacıyla konmuş bir kuraldır. Amacından uzaklaşan hac kurbanlarıda günümüzde işe yarar biçimde kullanılarak fakir ülkelere yollanmaktadır. Türkiye'de kesilen kurbanlar nafile düzeyindedir. Dinsel zorunluluk yoktur. Gelenekselleşmesi çevre ne der düşüncesiyle yaptırıma dönüşmüştür. Yanı kısacassı allah için değil çevreye iyi görünmek için yapılan bir ibadet konumundadır.
KURBAN YERİNE, DAYANIŞMA GÖSTERİN
Geçen yılki Kurban Bayramı günlerinde bütün dünya Asya’daki Tsunami felaketiyle sarsılıyordu, yüz binlerce insan ölmüş, milyonlarca kişi yersiz yurtsuz kalmış, perişan olmuş, en yakınlarını, en sevdiklerini yitirmişti. Kurban keserek hayvan katliamına katılmak yerine, asıl iyilik yapmak orada felakete uğrayanların yardımına koşmaktı.
Bugün ise, kurban kesmek yerine aynı harcamayı işe yaratmak için Pakistan depremzedelerine yardım olanağı vardır. Ekim’de meydana gelen depremde 71 bin kişi ölmüştü, halen 3,5 milyon kişi konutsuz, 4,5 milyon insan açtır. Bu kadar büyük bir insanlık dramı yaşanırken hiç bir insan bilinci böyle bir felakete kayıtsız kalamaz. Hele hele, kurban kesip fakir fukaraya dağıtarak, sevaba giriyorum diyerek, konu komşusuna "et dağıtmakla" kendini kandıran her kişi, asıl iyilik yapmanın başka yerde yattığını görmelidir.
Nitekim, bazı din adamları, yurttaşların kurban kesmeyip, karşılığını Pakistan felaketinde büyük kayıplara, yıkımlara uğrayan çaresiz insanlara yardım olarak yollamalarının daha doğru olacağını açıklamışlardır. Kızılay bu amaçla bir kampanya açmıştır. Bu kampanya ne görsel, ne de yazılı medyada yeterince duyuruldu. Oysa istediği anda pireyi deve yapmasını bilen, yeri göğü inletebilen medya etkili bir duyuru yapsaydı, hem kurban bayramı diyerek yapılacak hayvan katliamı bir nebze olsun hafifletilebilecekti, hem de havaya savrulan ve celeplerden başka kimseye yaramayan "kurban kesme israfı" yerine, o paralar gerçekten aç, muhtaç durumda bulanan ve hâlâ da artçı depremlerle sarsılan Pakistan halkına ulaşacak, asıl iyilik bu şekilde yapılacaktı.
Fakat yine de bize düşen, çevremizde, hısım akrabamız, konu komşu ve diğer tanı dıklarımız arasında kurban kesecekler varsa, onları vazgeçirmek, çeşitli yollardan yardıma ikna etmek için çaba göstermektir. Toplumsal bilinç kendiliğinden oluşmaz ve yayılmaz, ileri ve insani düşünceler, davranışlar biraz da böyle böyle yani tek tek kişisel çabalar göstererek de serpilip gelişirler, gitgide alışkanlık haline gelerek uzun erimde yerleşirler…