İtinayla kafa öğütülür!

Nick Cave ve kendisi gibi çalışkan takım arkadaşları, grupları Bad Se-eds'in geleneksel ilerleyişinden biraz sıyrılarak, yine karizmalarına gayet yakışan fakat tansiyonu daha yüksek yepyeni bir grupla, Grinderman'le karşımızdalar. Grin-derman'de (öğütücü) Nick Cave (vokal, gitar) ile birlikte, Bad Seeds'ten Warren Ellis (gitar, keman), Martyn Casey (bas) ve Jim Sclavunos (davul) çalıyor. Dörtlü, birkaç yıl boyunca olabildiğince sık bir araya gelip nihayet istedikleri müziği yakalamışlar.
Grup ismini, tüm zamanların en etkili blues piyanistleri ve şarkıcıları arasında gösterilen, 1998'de 73 yaşında hayatını kaybeden Memphis Slim'in aynı isimli şarkısından alıyor. Nick Cave bir gün, bu şarkının John Lee Hooker yorumunu dinlerken, "Tamam", demiş, "Bizim müziğimizin ismi budur işte."
Grinderman, blues'u yalnızca adına yakıştırıp sonra onu bir kenara bırakmıyor. Blues bu albümde işin esası aslında. Şunu rahatlıkla söyleyebiliriz ki, elimizde zımba gibi bir garaj rock - blues albümü var. Her şarkı, her an patlamaya hazır ayrı birer bomba adeta. Yalnızca Nick Cave and The Bad Seeds havasını değil, ani gürültülü baskınlar, bir çelikleşip bir toz gibi dağılan gitarlar, tarifi zor bas yürüyüşleriyle; standart şarkı formlarını, tonlarını zorlamaya çalışan, özetle meydan okuyan bir albüm Grinderman.
Sözlerde, alışık olduğumuz Nick Cave şiirselliğini yine görüyoruz. Yalnız karizmatik ağabeyimiz 'öğütücü'ye dönüşürken biraz daha katılaşmış. Kalemi bu kez epeyce rahat; ağzını bozuyor, küfrünü çakıyor. Tıpkı harika açılış şarkısı 'Get It On'da yaptığı gibi.
Albümün ikinci şarkısı 'No Pussy Blues' daha ismiyle çarpıyor insanı. İnsanı çileden çıkartan karşılıksız bir aşkın hikayesi bu. Tahmin edeceğiniz üzere şarkı da çileden çıkıyor; gürül gürül gitarlar, haykırışlar üstünüze geliyor.
'Electric Alice' başladığında, Grinder-man'ın sadece farklı şeyler yapma sıkıntısından doğmuş bir oluşum değil yepyeni bir grup olduğunu iyice anlıyorsunuz. Özellikle melodisiyle insanda bir ayin dinlemiş etkisi bırakan bu şarkıyı, sadece tok ve soğuk bir gitarın Nick Cave'in sesine eşlik ettiği, solo-suyla ürpertici bir hâl alan 'Grinderman' takip ediyor.
'Go Tell The Woman'da işi iyice blues'a vardırıyorlar. Güzel ve tanıdık bir blues ritmi üstüne Cave, Jim Morrisonvari bir şekilde, şiir okur gibi şarkısını söylüyor. 'I Don't Need You (To Set Me Free)', Bad Seeds havasına en yakın şarkı belki de. Albümdeki baskın temayı; yani hayatının gidişatının boğduğu, özgürleşmek isteyen bireyin (daha ziyade erkeğin) hikayesini bu şarkıda da görüyoruz. 'Honey Bee (Let's Fly To Mars)', Cave'in gençlik yıllarında tanıştığı bir kıza armağanı olan 'Depth Charge Ethel' ve 'Love Bomb' albümde temponun iyice yükseldiği anları temsil ediyorlar. Cave'in vokali perva-sızlaşır, gitarlar giderek keskinleşirken, toplam müzik doğaçlamaları andıracak kadar çeşitleniyor. Grubun performansından bahsetmişken, Nick Cave'in bu albümde pek yapmadığı bir şeyi yaptığını, gitar çaldığını da belirtelim.
The Doors, o meşhur şarkısı 'When The Music's Over'da; "Müzik, senin daima en iyi arkadaşın olacaktır" der ya, işte o hoş sohbeti Grinderman'i dinlerken yakalıyorsunuz. Dost bu ya; acı da söylüyor dert tasa da paylaşıyor. Eğer bir müzikseverseniz Grin-derman'de bugünlerde hayatınızda yer edecek başka bir heyecan bulacaksınız. Albüm mart ayı bitmeden yayınlanmış olacak.
Grinderman / Grinderman / EMİ